Iced Earth

Yazan: McLoFT | 22 Mayıs 2008 | Kategoriler: biyografiler
Etiketler: , ,

Öyle eserler vardır ki,dinlediğimiz zaman çeşitli duygu denizleri içinde yüzeriz.Bazen müziğin gücünü dibimize kadar hissederken,bazen de melankolik,karamsar,epik,fantastik ve coşkulu duyguların darbeleri bizi şakına çevirir.Bazen hayal gücü kullanılırken bazen de gerçeğin ta kendisi bize akseder.Ama kesin sonuç olarak asıl hissettiğimiz şu olur:Heavy metal ruhu ve gücü…Bunu bize dibine kadar yaşatan gruplar var ama sayıları fazla değil.Derin bir ruh taşıyıp,aynı anda da bunu mükemmel bir güç ile gözler önüne sermek her babayiğidin harcı değildir.Bu ruhu ve gücü her göz görmeyebilir,görse bile farklı anlamlar verebilir.Belki onlar bir iki parçasıyla göze batarlar,bazı kesimlerin gözünde.Örnek mi? ‘Melancholy’ , ‘Watching Over Me’ , ‘I Died For You’ …Burada her şey göründüğü gibi midir?Bu üç eser de belki aşk parçaları olarak anlamlandırılabilir.Ama gerçek bu değildir. ‘Melancholy’ eserinde bir savaş sonrası,insanların durumundan bahsedilir ve onlara seslenilir. ‘Watching Over Me’ eserinde de trajik bir şekilde ölmüş bir arkadaşın ruhundan bahsedilir.Bu sadece tek yönleridir.Bunun gibi bilinmeyen bir çok yönleri var ve sadece ‘Melancholy’ demek değildir onlar.Aynı zamanda,güçlü ve sağlam bir heavy soundunu da yansıtırlar.Hak ettikleri noktaya geç gelmiş olsalar da,aslında çok eski bir geçmişe sahip gruplardandır Iced Earth.Tarihsel başlangıcına baktığınız zaman,grubun lideri Jon Schaffer’ın azminin neye dayandığına baktığınız zaman,grubun hakkını teslim ediyorsunuz.Iced Earth’ün hayata geçirilmesi ve büyük bir azim ortaya koyulması Jon Schaffer’ın en iyi dostunun ölmesiyle harekete geçmiştir.Onun anısını yaşatmak ve canlı tutmak üzere de “Iced Earth” ismi doğmuştur.

“Yıllar önce bir arkadaşım vardı.O,korkunç bir gece öldü.Hayatımın en acı zamanlarıydı.Haftalarca ağladımÖfkeyle ve gözyaşlarıyla.Yıllar boyunca onun ruhunu hissettim.Küfürler ettim,o beni gözetliyor.Zor zamanlar boyunca bana yol göstermişti.Yine hissediyorum.Bu beni boğuyor.Onun ruhu rüzgar gibi,melek beni koruyor.Oh,biliyorum,o beni gözetliyor.Bütün en iyi dostlar gibi rüyalarımızı paylaşmıştık.On yıl öncesinde kan kardeşiydik.İsyankarca yaşadık,o bedelini ödedi.Ama niçin?Niçin o öldü?O gün beni hala acıtıyor.Yoksa bu yolda bencil mi düşünüyorum?Onun şimdi bir melek olduğunu biliyorum.Gelecekte beraber olacağız…”

Iced Earth resmi olarak,20 Ocak 1985’de,Jon Schaffer’ın Indiana’da öğrenim gördüğü okul arkadaşlarıyla birlikte kuruldu.Grubun kurulduğu sıradaki ilk ismi Purgatory idi.Jon Schaffer’ın en iyi arkadaşı Bill Blackman’ın ölümü,onu çok sarsmıştı ve onun ölümünün altıncı yılında,Bill Blackman’in de şahsi eşyalarını baş uçlarına koyarak işe koyulmaya karar verdiler.Jon ve grubun ilk davulcusu Greg evlerini terk ettiler,arabalarda yaşadılar.Tampa yakınlarında Silver Spring’de evlerin kapısını tekmeliyorlar ve boş buldukları odalarda uyuyorlardı.Günler geçiyordu ve onlar birkaç iş için Rent A Bum iş merkezine başvuruyorlardı.Jon çok iyi gitar çalamıyordu o esnalarda ve bu yönünü geliştirmekte kararlıydı,ölen arkadaşı için bir şeyler yapmak istiyor ve onun anısını yüceltmek istiyordu.Buna istinaden,1985 yılında “Burning Oasis” , 1986 yılında da “Psychotic Dreams” ve “Horror Show” demoları yayınlanıyordu.Bu demolardaki sound 80’li yılların Thrash Metal ile Klasik Heavy Metal etkilenimini taşıyordu ve Purgatory ismi ile yayınlamıştı.

Jon ve arkadaşları korku filmlerinden çok hoşlanıyorlardı ve özellikle Freddy Krueger’dan çok etkileniyorlardı.Bu esnalarda grup elemanları arasında grubun isminin değişmesi üzerinde tartışmalar başlamıştır.1988 yılında gelen “Enter The Realm” demosu sonrasında,Jon Schaffer da ölen arkadaşının onuruna grubun yeni adını duyurmuştu:Iced Earth…

Tom Morris,bu demo üzerinde Jon’a yardımlarda bulunmuş ve magazinlere çıkmalarını sağlamıştır ki buraya bir parantez açarsak,grubun şu ana kadar çıkardığı tüm eserlerin düzenleme,mix ve masterlarında Tom Morris imzası vardır.Demo,Avrupa underground piyasası ve magazinlerinin favorisi olmuştu ve Rock Hard yılın en iyisi demosunu da belirlemişti:”Enter The Realm”

Iced Earth
“Enter The Realm” demosunun elde ettiği başarıdan sonra Century Media şirketi ile sözleşme imzalanmıştır.Grubun o sıradaki dizilişi;Jon Schaffer(Gitar/Arka Vokal),Randy Shawver(Lead Gitar),Gene Adam(Vokal),Dave Abell(Bass) ve Mike McGill(Davul) şeklindeydi.Century Media şirketi ile yapılan sözleşme sonrası,dünya metal tarihine ilk kez tam anlamıyla çıkılan 1991 tarihli “Iced Earth” albümü yayınlandı.Söz konusu albümün maliyeti sadece $8000’dı.Ve albüm kapağına dikkat etmenizi istiyorum.İyi inceleyin.İşte orada tasvirlenen düşen melek Jon Schaffer’ın arkadaşı Bill Blackman’dir ve buzlu toprağa doğru düşmektedir.Iced Earth’ün ne anlama geldiğini de biliyorsunuz!!!Bilmiyorum aklınıza neler neler gelmiştir,çok şey anlatıyor ama değil mi?

Albüme geldiğimizde ise etkileyici değişimler,akustik pasajlar,değişken müzik ve bazen sihirli klavye dokunuşları dikkati çekiyordu.Bu zamana kadar diğer büyük gruplardan ödünç aldıkları fikirleri geri veriyorlar ve kendi temellerini oturtuyorlardı.Müzik oldukça heavy,hızlı,karanlık,melodik ve kompleksti.Schaffer gerçekten de kendisini çok geliştirmiş,iyi ritim tutmaya başlamış,grubun soundunun markasını belirlemişti.Iced Earth’ün dört nala giden hızlı ritim ve davul partisyonları gerçekten de harikaydı.Albüm,şu anki müzikal görüntüye baktığımız zaman pişmemiş görünür ama hala aynı tazelikte dinlenebilmektedir.

Yeni albüm çalışmalarına başlayan grup,eleman değişiklikleri yaşamış,Gene Adam ve Mike McGill gruptan ayrılarak vokale John Greely,davula da Richey Secchiari gelmiştir.

Night Of The Stormrider
1992 yılına geldiğimizde de mistik ve korkunç hikayeleri barındıran ikinci albüm geliyordu: “Night Of The Stormrider” Öfkelerinden dolayı yoldan çıkan ve dinlerini inkar eden kişilerin izini sürerler.Bu öfkeli insanların erişilmez yaradılışlarının karanlık güçlerini ve ölümlere neden olan,dünyayı yıkan gemiyi dünyaya getirirler.Bu eylemler için hiç pişmanlık duyulmaz,sona varılır,cehennemde onları bekleyen sonsuz kader,uyuşuk bir şekilde kabullenilir.Fanların ilk albüme verdiği olumlu tepki,Jon’a bir çok ilham vermiş ve albümde hem liriksel hem de müzikal olarak büyük bir adım atılmıştır.Jon müzik kariyerinin en büyük epik eserlerinden birine bu albümde imza atmıştır ‘Travel In Stygian’ parçası ile.

Vokal değişimi sonucunda vokallerde belirgin bir gelişme vardı ve lead vokal tarzı kullanılmıştı.Albümde karanlık hissedişlerin başarılı bir tasviri yapılıyordu.Arka plandan gelen ağlamaklı korolar ve akıldan çıkmaz piyano tınıları albümü karanlık bir stile büründürüyordu.Bir kaç kısımda da,akustik pasajlarla birlikte seri giden gitar riffleri,kusursuz bir müzikal ortam sağlıyordu.Müzikler,öyküyle mükemmel bir biçimde uyuşmuş,liriklerde nefretin büyümesi,deli bir zevk,kargaşa ve acı bir üretim vardı.Bu müzikal şaheseri dinledikten sonra,bazı acıları hissettiğimiz için albümü suçlu ilan edebiliriz.

Burnt Offerings
“Night Of The Stormrider” albümü sonrasında,grup albüm çıkarmak açısından müzik piyasasından uzun bir süre uzak kaldı.Jon ve arkadaşları bu esnalarda kırık dökük grup arabasıyla turlar düzenleyerek,konserler veriyorlardı.Almanya civarındayken grup arabası bozulmuş,hararet nedeniyle çalışmıyordu.Bu aksaklıklar devam etti ve grubu etkileyen,Jon’un moralini bozan bir çok şey oldu.Bunların sonucunda uzun bir süre albüm yapılmamıştır.Ve nihayetinde üç yıl sonra 1995 yılında “Burnt Offerings” albümü ile geri dönmüşlerdir.Ama bu nasıl bir dönüştü?Sanki zorluklarla geçen üç yılın intikamını alıyorlardı.En önemlisi,Iced Earth müziği ile mükemmel bir biçimde örtüşecek mükemmel bir vokal gruba dahil olacaktı.Davulda Richey Secchiari ayrılıp yerine Tampa’dan Rodney Beasley gelecek,Beasley de John Greely’in ayrılması nedeniyle boşalan vokale Matthew Barlow’u,Jon’a önerecekti.Böylece Iced Earth’ü tam anlamıyla yansıtan vokalist sorunu çözümlenecekti.Ne gariptir ki grup,bu üç albüme kadar,üç vokal ve üç baterist ile çalışmak zorunda kalmıştı.Ama dikkat edilmesi gereken bir nokta vardı ki vokalistlerin ses yapısı birbirine benzer yapıdaydı ama en uç noktası Matthew Barlow’da toplanmıştı.

Sözkonusu albüm en heavy Iced Earth albümü olması yanında,hala güçlü senfonik soundunu koruyor ve kalbi burkan akustik pasajlarını da devam ettiriyordu.Şarkıların genel yapısı çok iyi tasniflenebiliyor,sürekli melodiler değişiyor ve mükemmel bir malzeme kullanılıyordu.Peki albümün en dikkat çeken bombası neydi?Tabiki 16,5 dakikalık efsane ve destan parça ‘Dante’s Inferno’ydu.Bu nasıl bir parçaydı böyle?Hangi yönünü anlatsam?Melankolik,karamsar ve karanlık öğelerle bezeli,akustik pasajları ile bizi derinliğe gömen,aniden patlayışlarıyla dibine kadar güç ortaya koyan,tempoya girdği zaman bize inanılmaz adrenalin salgılayan,müthiş karanlık korolar,yer yer karanlık bir tören havasında giden vokal,müthiş orkestral tonlamalar,yer yer muhteşem güçlü ve azdırıcı ritim gitar partisyonları…Daha ne kaldı geriye?Bir eserde bunca duyguyu barındıran parçaya,tek kelimeyle “mükemmel” demekten başka ne denebilirdi ki?

The Dark Saga
Grup zaman geçirmeden 1996 yılında “The Dark Saga” albümünü çıkarıyordu.Albüm ‘Spawn’ isimli çizgi romandan esinlenerek hazırlanmıştı ve bu çizgi romanın filmi de gösterime sunulmuştu.Albüm kapağını ‘Spawn’ın yaratıcısı Todd MacFarlane yapmıştı.”The Dark Saga” , ‘Spawn’daki öğeleri yansıtmış ve anlatmıştır.Nedir bu hikaye?Bir adam kendisine tuzak kurulması nedeniyle,bir patlama sonucunda yanarak ölür ve cehenneme düşer.Şeytan onun karşısına geçer,ona özel güçler vereceğini,ömrünün bir son bulmayacağını söyler ve dünyayı ele geçirmek için kuracağı karanlık ordusunun başına geçmesini ister.Bu Spawn’dan başkası değildir.Spawn da bir şartla kabul eder.Kendisini dünyaya geri göndermesini ve intikam alacağını söyler.Şeytan da kabul eder ve Spawn dünyaya geri gönderilir.Ama bu sefer bir fark vardı:Artık o,özel güçlere sahip,görüntüsü değişmiş,insan üstü bir varlıktı.Dünyaya dönen Spawn,kendisine tuzağı kurup ölmesine neden olan kişinin,en iyi arkadaşı olduğunu ve karısı ile de evlendiğini görür.Sonrasında intikamını alır,şeytana da baş kaldırır,onun dünyadaki ordusunun başına geçmeyi de kabul etmez.İşte karanlık efsane budur ve albüme,bu efsane hakimdir.Albüm tamamında bu efsaneye şahit olabilirsiniz. ‘Vengeance Is Mine’ parçası;Spawn’ın intikamıdır. ‘I Died For You’ ;Spawn’ın karısına duyduğu aşktır. ‘Hunter’ , Spawn’ın kendisidir. ‘Violate’ ;Spawn’ın haksızlıklara baş kaldırmasıdır. ‘Depths Of Hell’ ;Spawn’ın tekrar cehenneme çağrılıp,şeytana karşı çıkması,ona rest çekmesidir.Albüm nihayetindeki ‘A Question Of Heaven’ da ,Spawn’ın yaşadıklarını sorgulaması ve adaletsizliği hazmedememesidir.

Albüme müzikal açıdan yaklaştığımız zaman,önceki albümlerine göre daha karanlık,melodik,hareketli ve sadeydi.Müzik gerçekten de çok güçlüydü ve davul daha hızlı çalıyor,daha fazla seri twin pedal hakimdi.Akıcı müzik insanı müziğin içine alıyordu.Özellikle albümün finali mükemmel bir sona sahipti.’A Question Of Heaven’ parçasından bahsediyorum.Son derece melankolik,karanlık ve karamsar öğeleri içeren parça,sonlarda büyük bir coşkuya kavuşuyor ve ağlamaklı,hassas,çok etkileyici bir koroyla son buluyordu.

Albüm sonrasında grup turlara çıkmış,tur esnasında Jon boynundan sakatlanmış,günlerce bandajla yaşamak zorunda kalmıştır.Sonrasında bu sakatlık yine nüksetmiş ve ameliyat olmak zorunda kalmıştır.Onun bu sorunu hala da devam etmektedir.

Days Of Purgatory
1997 yılına geldiğimiz zaman farklı formatta bir albüm çıkmıştır. “Days Of Purgatory” albümü ile grup,1986 ve 1994 yılları arasındaki çalışmalarını remixleyerek piyasaya sürmüştür.En önemlisi,daha önce Purgatory adı ile çıkarmış oldukları ve herhangi bir şirketten çıkmayan demolarındaki parçalar da yeniden şekillendirilmiş ve bu parçaları Matthew Barlow söylemiştir.Eski parçalar her açıdan gözden geçirilmiş,daha kaliteli bir format ve şekilde fanlara sunulmuştur.Albümün isminin “Days Of Purgatory” olmasının iki nedeni vardı:Birincisi,1984-89 yılları arasında grubun orijinal ismi Purgatory idi.İkincisi de,albümdeki semboller,grubun uzun yıllar çektiği eziyetleri ve ödediği bedelleri yanısıtıp şu an hangi noktada olduklarını hatırlatması açısından manevi bir etkiydi.Uzun yılların,eziyetlerin izleri vardır bu albümde.

Jon Schaffer’ın şöyle açıklamaları olmuştur: “Iced Earth’ün gözünde metal müzik,yıllarca bağlı olunacak bir yaşamdır ve kimse bizi yerimizden kıpırdatamaz.Biz heavy metal mensubuyuz ve bundan da onur duyuyoruz.Evet,Iced Earth olgunlaşacak ve büyüyecek,ama bu sizin bizim sanatımıza,yaptıklarımıza verdiğiniz değerle olacaktır ve bunun içinde size yaraşır eserlere daima yol vereceğiz.Iced Earth daima inandığı müziği yapacaktır.Fuck Trends and Fuck Posers!!!”

Tabi son cümlede ne demek istedi hepiniz anlamışsınızdır.Ayreten şuraya bir parantez açarak şunu da ekleyeyim:Albüm kapağındaki kadın karakter, ‘Diablo’ oyunundaki karakterlerden biridir.

Something Wicked This Way Comes
“The Dark Saga”nın başarısından sonra gruo heavy metal sahnesindeki yerini sağlamlaştırmış ve iyice yükselmiştir.Doğal olarak bunun sonucunda yeni albüm üzerindeki beklentiler de yükselmişti ve Iced Earth de fanlarını hayal kırıklığına uğratmamıştı.Onlar,yer yer eski yer yer de yeni belaları ve kötülükleri tekrar gözler önüne sermişti ve alkışı hak etmişlerdi.Bunu da 1998 tarihli “Something Wicked This Way Comes” albümü ile hak etmişlerdi.Albümdeki 14 parçayla,grup çok farklı formlarda giderek,kızağını buzlu toprak üstünde sürerek yeteneğini gösteriyordu..Bu albüm öncesi Randy Shawver ve Dave Abell ayrılmıştı.Jon Schaffer tek gitar kalmasına rağmen,bir çok parçada misafir sanatçılar eşlik etmiş,bass’a da James Macdonough gelmişti.

Albümdeki parçalar çok başarılıydı.Karanlığı ezerek gezintiye çıkan ve gayet ağır ‘Disciples Of The Lie’,Jon Schaffer’ın büyük azim göstermesine sebep olan en iyi dostu Bill Blackman için yazdığı ve onu kaybedişindeki hüzünü anlattığı ‘Watching Over Me’ ,savaş sonrası insanların düştüğü iğrenç durumdan bahsedip,onların acısını paylaşan ‘Melancholy’ ve nihayetinde “The Dark Saga” albümünde olduğu gibi albümün Trilogy formatı ile bitmesi.Müzikal olarak da grup eski soundunu devam ettirmekle beraber yeni bir soundu da ortaya koyuyordu.

Albüm;gizemli kehanet öykülerini,insanlığın öyküsünü ve komploları anlatıyordu.Her zaman olduğu gibi mükemmel kompozisyonlar,dokumalar ve tasvirler mevcuttu.

Albümün başarısından sonra grup için uzun turlar başladı.6 hafta boyunca ABD’de konserler verdikten sonra,İtalya’da “Gods Of Metal”,Almanya’da “Wacken Open Air” ve Hollanda’da “Dynamo Open Air” heavy metal festivallerinde çaldılar.

Grup,Randy Shawver’ın ayrılması nedeniyle boşalan gitar görevine Larry Tarnowski’yi getirdi.Larry,Iced Earth,Iron Maiden,Helloween ve Manowar’dan etkilenen başarılı bir gitaristir.

The Melancholy EP
1999 yılında sadece ABD için “The Melancholy” EP’si çıkmıştır ve 2 yıl sonra da Avrupa’da yayınlanmıştır.ABD için basılan EP’de ‘Melancholy’ , ‘Watching Over Me’ , ‘I Died For You’,Bad Company grubundan ‘Shooting Star’ ve Black Sabbath grubundan da ‘Electrik Funeral’ coverı yer alıyordu.2001 yılında Avrupa için çıkarılan EP’de de bu parçalara ilaveten, ‘Colors’ parçasının live formatı ve Judas Priest’den ‘The Ripper’ coverı yer alıyordu.

Alive In Athens
Grup,Atina’da 23 ve 24 Ocak geceleri konser vermiş,muhteşem geçmişti.Konserin bu denli mükemmel geçmesini unutmayan grup,çok özel bir live albümünü 27 Haziranda kaydetmiş ve “Alive In Athens” adıyla piyasaya sürmüştür.Sözkonusu eser,3 CD’den oluşuyordu ve bir nevi Iced Earth toplaması niteliğini de taşıyordu.

Turlar sonrasında Jon Schaffer,Blind Guardian’ın beyni Hansi Kursch ile Demons&Wizards ismi adı altında yan grup kurmuş ve bunun üzerinde de çalışmaya başlamıştır.Onların arkadaşlıkları 1990 yıllarında başlamıştı.Days Of Purgatory turu sırasında da yan yana gelmişler,fikirlerini paylaşmışlar ve karşılıklı çalıp muhabbetlerini geliştirmişlerdir.Ve grubun adını taşıyan bir albüm piyasaya sürmüşlerdir.

Uzun bir zaman sonra tekrar stüdyoya girilmiş ve yeni bir bateristle çalışmaya başlanmıştır.Bu baterist de Death,Control Denied,Incantation ve Demons&Wizards grubunun turlarında da çalan Richard Christy’den başkası değildi.
Horror Show
Son albüm de 2001 yılında “Horror Show” adı ile gelmişti ve grubun bu seferki görüntüsü korku öğeleri üzerineydi.Çocukluklarının korku öğelerini yansıtan unsurlara yer vermişlerdi.Albümdeki parçalar şu kabuslara dayanıyordu:The Mummy,The Werewolf,Jack The Ripper,Dr. Jeckyl and Mr. Hyde,The Creature From The Black Lagoon, Dracula, Frankenstein,Damien Thorne,The Phantom Of The Opera…Bunun yanında Spawn çizgi romanının çizeri Danny Miki ile Jag Panzer,Opeth gibi gruplara albüm kapağı yapan Travis Smith gruba zengin detaylar sunmuşlar,liriklerde de katkıları olmuştur.Grup bu öğelerle bir çok fanın çocukluk kabuslarına,korku öğelerine yer vermiş,bu konuda bir çığır açmış ve büyük bir adım atmıştı.

Albüm sonrası ABD ve Avrupa’da büyük içerikli konserler düzenlediler.2002 yılına geldiğimizde In Flames ve Jag Panzer ile ABD ve Kanada’da verilecek konserler iptal edilmişti.2002 yaz mevsiminde Jon Schaffer,hem Iced Earth hem de Demons&Wizards için şarkılar yazmakla meşguldu.Kasım ayında da “Iced Earth”, “Night Of The Stormrider” ve “Burnt Offerings” albümleri yeniden düzenlenip ABD ve Avrupa’da piyasaya sürülmüştür.
Son albümü The Glorious Burden pek çok kişiyi tatmin etmedi.Matt’in yerine judas’ta vokallik yapan Tim geldi ama herkes yadırgadı..Albümde biraz yerel olunca pek çok kişi tepki gösterdi buna..Jon şimdi Hansi ile Demon&Wizards’ın 2. projesi için uğraşıyor

Yorum yazın:

İsminiz *

Emailiniz *

Websiteniz